Sitemizde 5892 Adet Biyografi Bulunmaktadır.
Beğen 0

İsmail Gaspıralı Kimdir?

Doğum Tarihi: 8 Mart 1851
Doğum Yeri: Kırım
Ölüm Tarihi: 11 Eylül 1914
İsmail Gaspıralı Kimdir?








Bütün Türk dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerindendir. Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını sürekli savundu.

İsmail Gaspıralı, 20 Mart 1851 tarihinde Kırım’ın Bahçesaray şehri yakınlarındaki, Avcıköy’de Mustafa Ağa’nın oğlu olarak doğmuştur. Soyadı, Kırım’daki Gaspra şehrinden gelmektedir. İsmail Gaspıralı’nın babası, Çarlık ordusundan emekli bir teğmen olan Mustafa Alioğlu; annesi, Kırım asilzadelerinden İlyas Mirza Kaytafoz’un kızı Fatma Hanım’dır. İsmail Gaspıralı ilköğrenimini Bahçesaray’da bir Müslüman mektebinde yaptıktan sonra, Akmescit Erkek Ortaokuluna gitmiş; iki yıl sonra da önce Voronej’de bir askeri okula, ardından da Moskova’daki Harp Okuluna girdi.

Moskova Askeri Lisesi’nde başka ülkelerden gelen Türk öğrencilerle tanıştı. Okuldaki panslavist hareketler, onu Türk milleti üzerinde düşünmeye yöneltti. 1867 yılında altıncı sınıfta iken, Türklerin tek hür ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu’na arkadaşı Mustafa Mirza Davidoviç ile birlikte gitmeyi ve o sıralardaki Girit savaşına katılmayı kafasına koydu. Bir kayıkta kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa’ya geldi, ancak pasaportu olmadığı için Ruslar tarafından yakalanarak Bahçesaray’a gönderildi. Bu olaydan sonra bir daha Moskova’ya dönmedi.

Bahçesaray’da Menli Giray’ın kurduğu Zincirli medresede Rusça dersleri vermeye başladı. 1869 yılında Yalta Dereköy’e gelerek burada yeni bir usulle Türkçe dersleri vermeye başladı. Onsekiz yaşındaki bu delikanlının ülküsü bütün Türk dünyası için, İstanbul Türkçesini esas alan ortak bir Türkçe kurmak ve Türkler arasındaki birlik şuurunu uyandırmaktı.

1872 yılında 21 yaşında iken Kırım’dan ayrılarak istanbul, Viyana, Münih ve Stuttgart üzerinden Paris’e gitti. Bilgisini artırmak için çalışırken, geçimi için de Rus romancısı İvan Sergeyeviç Turgenyev’e sekreterlik ve tercümanlık yaptı. Batı medeniyetini içinde yaşayarak, tanıdı ve inceledi.

1874 yılında uzun zamandır hayalini kurduğu Osmanlı zabiti olma amacıyla istanbul’a geldi. Ceride-i Askeriye’de tercüman olarak çalıştı. İstanbul’da kaldığı yaklaşık bir yıllık zaman zarfında, çok istediği zabit olma fikrini gerçekleştiremedi ve sonra Kırım’a döndü. Burada köylülerin, beylerin, mirzaların ve ulemanın hayatını yakından tanıdı.

1878 yılında Bahçesaray belediye başkan yardımcısı seçilen İsmail Bey, bir yıl sonra da başkanlığa getirildi ve dört yıl bu görevi yürüttü. 1879 yılında gazete çıkarmak istedi, Rus hükümetine müracaat ettiyse de, bu müracaatı reddedildi. 1881 yılında Genç Molla imzası ile Tavrida gazetesinde Rusça makaleler yazdı. Bu yazılarını daha sonra “Rusya Müslümanlığı” adıyla yayımladı. Temel düşüncesi “Türk toplulukları okullar ve medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır” oldu.

İsmail Gaspıralı, izin alamamasına rağmen, gazete çıkarma fikrinden asla vazgeçmemiştir. Bunun için, zemin yoklamak amacıyla, 1881 yılından başlayarak “Tonguç”, “Ay”, “Güneş”, “Yıldız”, “Mir’at-i Cedid” gibi çeşitli adlarla küçük risaleler yayınlamaya başladı. Ne var ki, Rus sansürü, bu risalelerin yayınını, adları başka olsa da gazete hüviyeti taşıdıkları gerekçesiyle çok geçmeden yasaklandı.

Türkçe bir yayın organı çıkarmak için yaptığı resmi girişimleri reddedilmiş ancak gazetenin bütün içeriğinin Rusçasıyla birlikte yayınlanması şartıyla Türkçe bir gazete çıkarma izni aldı.

Nihayet 1883 yılının 22 Nisan 1883 günü Bahçesaray’da çıkan ve haftada bir gün yayınlanan bu gazetenin adı, İbrahim Şinasi Efendi’nin Tercüman-ı Ahvâl’inden esinlenilerek konulan Tercümân-ı Ahvâl-i Zaman’dı. Daha sonra, 1903 yılında haftada iki gün çıkmaya başlayan gazete, 1912’den itibaren günlük olarak yayınlanmaya başlandı. İsmail Gaspıralı 1914 yılında öldükten sonra da üç buçuk yıl kadar oğlu tarafından yayımlandı. Bolşeviklerin duruma hâkim olmaları nedeniyle 1918’de kapandı.

Tercüman’ın dili esasen sade bir Osmanlı Türkçesi olup, zaman zaman Kırım Tatar veya diğer Türk lehçelerinden kelime ve sözlerle takviye edilmekteydi. Tercüman Kırım’da yayınlanan ilk Türkçe gazete olduğu gibi, umum Rusya Müslümanları arasında Türk dilindeki ancak üçüncü gazeteydi. Diğerlerinin (Taşkent’de yayınlanan resmî Türkistan Vilâyeti’niñ Gazeti hariç tutulursa) kısa sürede kapanmalarıyla uzun süre Tercüman Rusya İmparatorluğu dahilindeki yegâne Türk ve Müslüman gazetesi olarak kalacaktı. Tercüman’ı ve gerekli olacağını düşündüğü diğer yayınları basabilmek için Gaspıralı Bahçesaray’da Arap harfleriyle bir de matbaa kurmuştu ki, bu Kırım’daki ilk Müslüman matbaasıydı. Tercüman Kırım Tatarları arasındaki ilk basın organı olduğu için özellikle başlangıçta Gaspıralı gazetenin bilfiil her safhasını şahsen ve en yakın aile fertlerinin yardımıyla yürütmeye mecbur kaldı.

Gazete bütün Türk dünyasına yayıldı ve büyük heyecan uyandırdı. Bu gazete Gaspıralı’nın sevgili eşi ve ateşli bir türkçü olan Zühre Hanım’ın mücevherleri ile çıkmıştır. Zühre Hanım 1903 yılında ölmüş ve Bahçesaray’da Menli Giray türbesine gömülmüştür.

İsmail Gaspıralı Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını sürekli savundu. Onun “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir.

İsmail Gaspıralı hem yazdı hem de yılmadan, usanmadan Türk dünyasını gezerek konferanslar verdi. Onun tesirinde yetişen gençler Türk dünyasının her yanında çeşitli gazeteler ve kitaplar yayımladılar.

1884 yılında Bahçesaray’ın Kaytaz Ağa mahallesinde usûl-i cedîd mektebini açtı. Bu uygulamanın başka bir örneği bulunmadığı için, mâlî kaynağın bulunması, muallimin yetiştirilmesi, programın hazırlanması, araç ve gereçlerin temini ve hattâ derste okutulacak malzemenin basılması hususlarını bizzat Gaspıralı üstlendi. Gaspıralı’nın, bu teşebbüsünü başlangıçta şüphe ile karşılayan Bahçesaray halkına yeni mektebi benimsetebilmek için ortaya attığı hedeflerinden birisi burada “kırk günde Türkçe okuma-yazma öğretileceği” idi. Nitekim, gerçekten de tam kırk gün sonra eşrafın ve halkın hazır bulunduğu açık bir imtihanla talebelerin bunu başardığını gösterdi.

Gaspıralı, kurduğu mektebinde o zamana kadar kullanılan ve çok vakit aldığı gibi, başarı oranı da düşük olan eski usûlün yerine, önce harflerin ve bunların tekabül ettikleri seslerin tanıtıldığı, bilâhare de bunların gerçek kelimeler içinde okunuş ve yazılışlarının öğretildiği yeni bir metodu (usûl-ü savtiye) uygulamaktaydı. Gaspıralı’nın bu tecrübe mektebindeki yeniliği okuma-yazma öğretiminde daha kolay ve pratik bir usûlün uygulanmasından çok öteye gitmekteydi. Esasen, onun ilk denemesini yaptığı ve ileride çok daha geliştireceği maarif sistemi Rusya İmparatorluğu dahilindeki Müslüman mekteplerinde gerçek bir inkılâp mahiyetini taşıyordu. Bir bütün olarak ele alındığında onun Rusya Müslümanları arasında ortaya attığı bu yeni maarif sistemi, kendi kullandığı tabirle “Usûl-ü Cedîd” olarak çok yaygın bir kullanıma erişmiş ve bir devre damgasını vurmuştur. Bu tabirden yola çıkarak, 1917’ye kadarki dönemde Rusya İmparatorluğu’nda esasen bu sistemden yetişen millî-reformist kadrolar da genel olarak “Cedidçiler” olarak adlandırılacaklardır.

Gaspıralı’ya göre, eğitim sistemi her şeyden önce ana dilin (yani Türkçenin) öğretimine hizmet etmeli ve dinî bilgilerin yanısıra dünyevî bilgileri de mutlaka ihtiva etmeliydi. Usûl-ü Cedîd’de öğretim zamanları ve talebe sayıları kesin olarak sınırlanmıştı. İlk dereceli mekteplerde öğretim süresi iki yılı geçmeyecek, bir muallim 30 veya 40’dan fazla talebeye aynı anda ders vermeyecek ve mektebe kayıtlar da düzene bağlanacaktı. Bir ders günü içinde süresi 45’er dakikayı aşmayan en fazla beş ders okutulacak ve haftada altı mektep günü olacaktı. Talebenin yorulup bıkmaması için ders aralarına teneffüsler konulmuş ve değişik derslerin birbirini takip etmesi öngörülmüştü. Bedenî cezalar da tamamıyla uygulamadan kaldırılmaktaydı. İmtihanın bulunmadığı eski sistemin aksine, Usûl-ü Cedîd her hafta ve dönem sonlarında bütün derslerden imtihanlar ihdas etmekte ve mezuniyeti bu imtihanlarda başarılı olunması şartına bağlamaktaydı. Yeni sistemde dershanelerin mekânının ve havasının temizliğine ve ferahlığına özel bir önem veriliyor, o zamana kadar sadece Rus okullarında görülen sıralar, karatahta, kitaplık ve diğer öğretim araçları mekteplere sokuluyordu. Müfredatta da büyük değişiklikler vardı. İlk basamakta Türkçe okuma-yazma öğretiminin yanısıra, temel aritmetik, hat, Kur’an okuma ve İslâm’ın esaslarını öğretmeye yönelik dersler yer almakta, buna bir üst basamakta genel coğrafya ve tarih, İslâm ve memleket tarihi hakkında giriş bilgileri ve tabiat bilgisi dersleri de ilâve olunmaktaydı. Büyük çoğunluğu ilk defa verilen bu tür dersler için mevcut her hangi bir ders kitabı bulunmadığından Usûl-ü Cedîd mekteplerinde kullanılacak temel ders kitabını da Hocâ-i Sıbyân adıyla bizzat Gaspıralı kaleme alarak kendi matbaasında bastı (ilk baskısı 1884’de yapılmıştı).

Gaspıralı Müslüman Türk kızlarının eğitiminde de öncülük yaptı. İlk usûl-i cedîd kız mektebini ablası Pembe Hanım Bolatukova’ya 1893’te Bahçesaray’da açtırdı. 1905 yılı sonlarında Bahçesaray’da yayın hayatına giren Âlem-i Nisvân (Kadınların Dünyası), sadece Kırım Tatarları’nın değil bütün Rusya Türkleri’nin tarihlerindeki ilk kadın dergisi oldu ve Gaspıralı’nın sahipliğinde kızı Şefika Gaspıralı’nın idaresinde bir yıl kadar yayımlanabildi.

Rusya’daki Türkler’in ilk çocuk dergisi olan Âlem-i Sıbyân da ilk defa Mart 1906’da Tercüman’ın ilavesi olarak okuyucuya sunulmaya başlandı. Derginin yayımı düzensiz aralıklarla 1915’e kadar sürdü.

Birinci sayısı Nisan 1906’da yayımlanan mizah dergisi Ha Ha Ha ise ilginç içeriğine rağmen uzun ömürlü olamadı ve muhtemelen beş sayı çıkabildi.

1910 yılında Hindistan’a gitti ve Bombay’daki “Encümen-i İslamiye”nin toplantılarına katılarak görüşlerini anlattı.

İsmail Gaspıralı, 11 Eylül 1914 tarihinde Kırım, Bahçesaray’da 63 yaşında ölmüştür. Ertesi gün muhteşem bir cenaze töreniyle, Mengligiray Han türbesi civarında toprağa verildi.

Gaspıralı, 1881 tarihli bir yazısında:
“Geri kalmışlığımızın tek nedeni cehaletimizdir.
Avrupa’da neyin icat edildiğine veya neler olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Bu izolasyondan kurtulmak için bunları okuyabiliyor olmamız gerekirdi; Avrupa fikirlerini yine Avrupalı kaynaklardan öğrenmeliyiz.

İlk ve ortaokullarımızın müfredatlarına bu dersleri koymalıyız ki, göz bebeklerimiz yani öğrencilerimiz bu fikirlere ulaşabilsin. ”

diyerek düşüncelerini ortaya koymuştur

Kitapları :
Rusya Müslümanları (1881),
Salname-i Türki (Bahçesaray, 1882)
Mirât-ı Cedid (Bahçesaray, 1882),
Hâce-i Sıbyan (Bahçesaray, 1884),
Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene (İstanbul, 1885),
İslamlara dair Nizamlar ve İmtiyazlar (Bahçesaray, 1885)
Rusya Coğrafyası (Bahçesaray, 1885)
İki Bahadır (Bahçesaray, 1886)
Kıraat-i Türki (Bahçesaray, 1886; 2. bas. 1894)
Maişet Muharebesi (Bahçesaray, 1886)
Kolera Vebası ve Onun Deva ve Darusu (Bahçesaray, 1887)
Bahtiyar Nazım (Bahçesaray, 1889)
Atlaslı Cihanname (Bahçesaray, 1889)
Medeniyet-i İslamiye (Bahçesaray, 1889)
Garaib-i Adat-i Akvam (Bahçesaray, 1890)
Arslan Kız (Bahçesaray, 1894)
Atlaslı Cihannâme (Bahçesaray, 1894),
Mektep ve Usul-i Cedid Nedir? (Bahçesaray, 1894)
Risale-i Terkib (Bahçesaray, 1894)
Russko-vostochnoe Soglashenie (Bahçesaray, 1896)
Muhtasar Ilm-i Hesab ve Mesa’il-i Hesabiye (Bahçesaray, 1897)
Her Gün Gerek Zakonlar (Bahçesaray, 1897)
Rehber-i İslamiye (Bahçesaray, 1898)
Şara’it al-Islam (Bahçesaray, 1897)
Rehber-i Mu’allimin (Mu’allimlere Yoldaş) (Bahçesaray, 1898)
Türkistan Uleması (Bahçesaray, 1901)
Mevlud-i Cenâb-ı Hazret-i Ali (Bahçesaray, 1900)
Beden-i İnsan (Bahçesaray, 1901)
Resimli Mecmua (Bahçesaray, 1901)
Mebadi-yi Temeddün-i İslamiyan-i Rus (Bahçesaray, 1901)
Meşhur Payitahtlar (Bahçesaray, 1901)
Usul-i Edeb (Şark ve Garb Kaideleri) (Bahçesaray, 1901)
Zoraki Tabib (Bahçesaray, 1901)
Malumat-i Nafia (Bahçesaray, 1901)
Tashih-i Akaidden (Bahçesaray, 1901)
Temsilat-i Krilof (Bahçesaray, 1901)
Asya’da Komşularımız (Bahçesaray, 1903)
Dârürrahat Müslümanları yaki Acaib-i Diyâr-ı İslâm (Bahçesaray, 1906),
Müslüman Kongresi (Bahçesaray, 1909)
Halebâ Vebası ve onun Daru devası, Bahçesaray (1909)

Biyografide Hata Var

Yorumlar