Sitemizde 3551 Adet Biyografi Bulunmaktadır.
Beğen 0

Abdülhamit II Kimdir?

Doğum Tarihi: 21 Eylül 1842
Doğum Yeri: İstanbul
Ölüm Tarihi: 10 Şubat 1918
Ölüm Yeri: İstanbul
Burç: Başak
Meslek: Padişah
Abdülhamit II Kimdir?









Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı olan Sultan Abdülhamit, emperyalist güçlerin Osmanlı Devleti’ni parçalamaya ve ele geçirmeye çalıştıkları, iç karışıklıkların arttığı bir dönemin padişahıdır. Ünlü denge politikası ile Osmanlı Devleti’nin çöküşünü geciktirmiş ve devletin siyasi ve iktisadi gücünü muhafaza etmeyi başarmıştır.

Sultan Abdülhamit, Sultan Abdülmecit’in ikinci oğluydu. Annesi Tirimüjgan Hatun’du. 10 yaşında iken annesinin ölümü üzerine Perestu Kadın Efendi’nin yanına verildi. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz, Abdülhamit’in eğitimiyle ilgilendi. Abdülaziz 1867 yılında çıktığı Avrupa seyahatine onu da götürmüştü. Özel hocalardan Arapça, Farsça, Fransızca, tefsir, hadis, fıkıh ve fen dersleri aldı. Arta kalan zamanlarında ata binmek, silah kullanmak ve spor yapmakla ilgilendi.

1876 yılında Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüşti, Mahmut Celaleddin ve Nuri Paşa, yanlarına Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’yi de alarak Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdiler. Yerine Şehzade Murat’ı geçirdiler. Ancak V. Murat ruhsal bir çöküntü içindeydi. 31 Ağustos 1876’da Abdülhamit padişah oldu ve Mithat Paşa sadrazamlığa getirildi.

Sultan II. Abdülhamit tahta geçtiğinde Osmanlı Devleti büyük sıkıntılar içindeydi. Dış borçlar artmaktaydı. Bosna-Hersek ve Bulgar ayaklanmalarına Sırbistan ve Karadağ da eklenmişti. İngiltere Şark meselesi ile ilgili bir konu için İstanbul’da bir konferans düzenlenmesini istemişti. Abdülhamit’i başa geçiren grup daha önce Abdülhamit’in söz verdiği meşrutiyet ve Kanun-i Esasi’yi bekliyordu. Padişah üzerindeki baskıların artması sebebiyle hemen Kanun-i Esasi’nin oluşturulması için girişimlerde bulunuldu. Bir heyet toplandı ve 23 Aralık 1876’da Tersane Konferansı’ndan bir gün önce Kanun-i Esasi ilan edildi.

Tersane Konferansı kararlarını reddetmenin, devletini Rusya ile karşı karşıya bırakacağını bilen Sultan Abdülhamid, teklifleri kabul etmiş görünerek ortalığı yatıştırmak istiyordu. Ancak İngilizlerin kendilerini destekleyeceğine inanan sadrazam Mithat Paşa, mecliste gayrimüslimleri de kendi tarafına çekmek suretiyle Rusya aleyhine bir konuşma yaptı. Savaş aleyhinde oy kullanacak olanları vatan sevgisizliği ve ihaneti ilesuçladı. Neticede meclis, Tersane Konferansı kararlarını reddetti. Mithat Paşa’nın topladığı güç tehlikeli boyutlara ulaşabilirdi ve Abdülhamit onu sadrazamlıktan indirmek istiyordu. Sultan Abdülhamit Kanun-i Esasi’nin 113. maddesine dayanarak Mithat Paşa’yı sürgüne gönderdi.

Tersane Konferansı kararlarını mecliste reddedilmesiyle Osmanlı Devleti, Rusya ile karşı karşıya getirmişti. 24 Nisan 1877’da Rusya, Osmanlı Devletine resmen harp ilan etti. Mali 1293 senesine rastladığı için “93 Harbi” denilen bu savaş, Edirne Mütarekesi’ne kadar dokuz ay sürdü. Abdülhamit İngiltere’yi araya sokarak savaştan en az zarala çıkmayı hedefliyordu. Diğer bir yandan iç meselelerle uğraşmamak için 13 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı süresiz kapattı. Rusya galip geldiğin savaşın avantajlarını kullanmak istiyordu. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefenos Anlaşması ile Osmanlı Devleti ağır bir kayıp veriyordu. Abdülhamit bu anlaşmanın maddelerini kabul etmedi. İngiltere ile görüşerek maddelerin hafifletilmesi için görüşmelere başladı. İngiltere de Hint deniz yolunun tehlikeye girmesinden endişelendiği için maddelerin değişmesinden taraftardı. Ancak İngiltere, Abdülhamit’ten Kıbrıs’ın idaresinin geçici olarak kendilerine bırakılmasını istiyordu. Sultan Abdülmahit bu tavizi vermek zorunda kaldı. 13 Temmuz 1881’de imzalanan Berlin Anlaşması ile Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakların bir bölümünü geri alabildi. Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlıklarını kazanırken, Bulgaristan’a bağımsız bir prenslik olma hakkı tanındı.

Abdülhamit devlet hizmetinde çalışanları kontrol etmek üzere kuvvetli bir istihbarat teşkilatı kurdu. Ali Suavi’nin İngilizlerle olan çalışmalarını öğrenince onu Galatasaray Lisesi müdürlüğünden azl etti. Bunun üzerine 20 Mayıs 1878’de Sultan’ı tahttan indirmeye ve yerine beşinci Murat’ı padişah yapmaya karar verdi. Bu konuda İngilizlerin de desteğini sağladı. Bunun için gizli olarak çalışmaya başladı. Etrafına topladığı beş yüz kadar göçmen ile 20 Mayıs’ta Beşinci Murat’ın bulunduğu Çırağan Sarayı’nı basarak, beşinci Murat’ı dışarı çıkardı. Bu sırada yetişen Beşiktaş muhafızı Hasan Paşa’nın vurduğu bir sopa darbesiyle Ali Suavi, olay yerinde öldü.

Abdülhamid, amcası Abdülaziz’i şehit ettiren Mithat Paşa ve arkadaşlarının yargılanması için 27 Haziran 1881’de Yıldız Mahkemesini kurdurdu. Mahkemeye çıkmaktan korkan Mithat Paşa, İzmir’de Fransız Konsolosluğuna sığındı. Fransızlar, Mithat Paşa’yı teslim etmek istemedilerse de padişahın sert tutumu karşısında duramayıp teslime mecbur kaldılar. Nitekim mahkeme sonucunda da suçlu görülen Mithat Paşa ve arkadaşları idama mahkum edildiler ise de, padişah verilen cezaları müebbet hapse çevirdi.

Berlin Anlaşması’ndan sonra Rusya alacaklı durumundaydı. Borçlu olunan diğer ülkeler arasında İngiltere ve Fransa da bulunmaktaydı. 20 Aralık 1881’de yayınlanan “Muharrem Kararnamesi”yle borçların ödenebilmesi için yeni bir formül buldu. Bu kararnameye göre devletin tütün, damga pulu, tuz, ipek, balık ve sigara tekelleri ile bazı imtiyazlı eyaletlerin maktu vergileri bu iş için kurulan “Duyun-i Umumiye” teşkilatına bırakılıyordu. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere alacaklılar borçları tahsil edebileceklerdi. Bunun karşılığında 278 milyon borcun 161 milyonu siliniyordu. Meselenin bu şekilde hallolması ve Osmanlı Devleti’nin üzerinden ekonomik baskının kalkması Sultan Abdülhamid’in büyük başarılarından biri oldu.

SPONSOR REKLAM

Abdülhamit Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu ve Avrupalı Devletlerin ülke üzerindeki planlarını takip etmekteydi. İstibdat döneminde “jurnal” adı verilen kişilerce ülkenin iç meseleri ile ilgili bilgiler toplamaktaydı. Yabancı devletlerle yaptığı anlaşmalarda bir denge politikası yürütmüş ve Osmanlı Devleti’nin en az zararla çıkmasını amaçlamıştı. Devletler arası rekabetin Osmanlı Devleti üzerinde yoğunlaştığı bu dönemde ilişkileri iyi tutmak gerekmekteydi. Barış zamanında ittifaklardan uzak durmuş, savaş zamanı ise güçlü devletler ile ittifak kurma yoluna yoluna gitmiştir. Rusya’nın eskiden beri büyük bir tehdit olduğunun farkındaydı. Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin topraklarını ele geçirmesi Avrupalı Devletlerin sömürgelerine giden yolların kesilmesine ve Rusya’nın güçlü bir konuma gelmeseni sebep olacağından Osmanlı topraklarının korunması için birleşme yoluna gidilmişti. Abdülhamit “halifelik” sıfatı kullanarak İslam Devletlerini yanına çekmeyi planlıyordu ancak o dönemde Osmanlı Devleti’ne yardım edemeyecek kadar güçsüz durumda idiler. Doğu Türkistan ve Orta Afrika’daki sultanlıklar bile onun adına hutbe okutup, para bastırıyor ve ona tabi oluyorlardı. Padişahın, Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı İkinci Wilhelm ile şahsi dostluğu vardı. Avusturya ve Macaristan ile dostluk kurulmuş olup, İtalya ile münasebetler iyiydi. Sırbistan ve Romanya etkisizdi. Karadağ ve Bulgaristan prensleri ise bağlı durumdaydı.

18 Nisan 1897 yılında Yunanistan’nın Yanya ve Girit bölgelerine girmesiyle savaş açıldı. Büyük devletlerin yardımı olmadan Yunanistan bertaraf edilmek istendi. Yuunanistan’nın isteği ile savaş sona erdi. Anlaşmaya katılan Avrupa Devletleri Yunanistan’nın ödeyeceği savaş tazminatında indirim sağladılar.

Bir yandan Meşrutiyet taraftarları Abdülhamit’in tahttan indirilmesi için kamuoyu oluşturuyorlardı. İngilizlerin desteğini gören Ermeniler, ıslahatların yapılması için 61. maddenin uygulanmasını istiyorlardı. Bu isyan ile Avrupa’nın da dikkatini çekmek istiyorlardı. İsyanların başarılı olmaması ve bastırılması üzerine Ermeniler bir arabaya yerleştirdikleri saatli bomba ile Abdülhamit’e suikast girişiminde bulundular. Padişahın cuma namazından geç çıkması ile suikast başarılı olamadı. Ermenilere destek veren Fransız yazar Albert Vandal Fransız basınında Abdülhamit için “Kızıl Sultan” lakabını verdi. Bu tabir Abdülhamit’in İslamiyet ve Türklük düşmanı olarak anıldığında da kullanıldı.

Bir yandan Bağdat Demiryolu çalışmaları sürmekteydi. İstanbul üzerinden Anadolu’yu geçerek Bağdat-Musul istikametinde olacak ve Medine’de son bulacak bir demiryolu projesiydi. Ancak gerek asker taşıma gerekse Osmanlı Devleti’nin bu bölgelerdeki hakimiyetinin güçleneceği düşüncesi ile bu proje istenmiyordu. Demiryolu ihalesinde Almanlar ile İngililer arasında büyük rekabet oluşmuştu. Çünkü Almanlar aldıkları ilk ihalede demiryolu hattı boyunca 4’er km’lik alan boyunca çıkan madenleri alma hakkı bulunuyordu. İngiliz gizli ajanı Lawrance, arap şeyhleri ile anlaşarak demiryolu yapımının durdurulması için çalışmalarda bulundu.

Abdülhamit dönemindeki bir başka proje de Hicaz Demiryolu projesiydi. Şam-Mekke-Medine istikametinde olucak bu demiryolu daha sonra Bağdat Demiryolu ile birleştirileceğine dair palnlar bulunmaktaydı. Abdülhamit bu proje ile dinin koyuculuğu misyonunu öne çıkartmış ve İslam Dünyasında itibar sahibi olmuştur. Kamuoyuna haccın kolaylaştırılması olarak yansıtılmış ama aynı zamanda bölgeye asker ve cephane gönderilmesi içinde kullanılmıştır. Bölgede askeri güvenliğin korunması Süveyş Kanalı’nın güvenliğin sağlanması, bölgedeki İngiliz hakimiyetini de zayıflatacaktı. Projenin finansmanı için Avrupa’dan yardım alınmamasına İslam dünyasından bağış ve kredilerin alınmasına karar verilmişti. Başta padişah olmak üzere bütün rical-ı devletten ve toplumun bütün kesimlerinden bağış yapılıyordu. Padişah ve çevresi ile Osmanlı devlet adamlarından, bürokratlardan, vilayetler, nezaretler ve diğer resmi kurumlardan, ordu ve emniyet mensuplarından, ilmiye sınıfından, adalet, eğitim ve sağlık personelinden yapılan bağışların yanısıra halk tarafından hemen hemen her yaşta erkek ve kadın, küçük ve büyük kimselerden bağışlar yapılıyordu. Tarikat şeyhleri, manevi önderler bağışta yer alıyordu. Bağış propagandası sayesinde ülkenin bütün köşesinden yardımlar geliyordu. Gazeteler her gün projenin önemini anlatıyor ve bazıları bağış topluyordu.Yardımda bulunanlara karşılığında verdiği miktara göre madalya veriliyordu. 1900 yılında Alman mühendis Meissner’in başında bulunduğu çalışma 1908 tarihinde son buldu.

İttihat ve Terakki yanlıları 1908 yılında Manastır ve Selanik’te ayaklandırlar. 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. İlk meclis 17 Aralık 1908’de açıldı. Ancak İttihat ve Terakki’nin tutumu dolayısıyla huzursuzluklar başgösterdi. 13 Nisan 1909’da İstanbul’da ayaklanma çıktı. Rumi takvimle 31 Mart olarak geçen bugünde Hareket Ordusu, irticai faaliyette bulunanları bastırdı. Yapılan bu isyanlarda, Ayan ve Mebuslar Meclisleri padişahı suçlu görüyorlardı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın fetvasında Abdülhamit’i 31 Mart İsyanına sebep olmak, din kitaplarını tahrif etmek ve yakmak, devletin hazinesini israf etmek, insanları suçsuz oldukları halde idam ettirmek gibi sebeplerden suçlu buluyorlardı. Tebliğ için Yıldız Sarayı’na gönderilen heyet ile Abdülhamit tahttan indirildi.(27 Nisan 1909) Yerine V. Mehmet Reşat geldi. Bu sırada hiçbir şeyini almasına izin verilmedi. padişaha yolculuğunda üç kızı ile oğullarının ikisi refakat etti. Selanik’te Alatini Köşkü kendisine tahsis edildi.

SPONSOR REKLAM

Kaynak:Biyografi.info

Yorumlar